Uluslararası ‘Osmanlı Döneminde Kudüs’ Sempozyumu’nun koordinatörü Prof. Dr. Cengiz Tomar konuklarından Star Pazar’ı misafir etti: “Tarihsel tecrübe olarak Kudüs’te en mutlu dönem –bunu Yahudiler de Hristiyanlar da ilim adamları olarak söyler- Osmanlı dönemidir. O tecrübeden istifade edilebilir. O prensipler hep var. Osmanlının reel politiği, esnekliği bunu sağlamış. Önemli olan uygulamak.

KUDÜS BİZİM NE’MİZ OLUR?

2015 yılının sonunda bir Kudüs ziyareti etrafında toplanan birkaç kadın bu kutsal şehirden gittikleri gibi dönmediler. Ziyaretin bıraktığı izle 2017 Kudüs Platformu’nu kurarak çalışmalarına başladılar. İşte bu çalışma yelpazesinin en önemli parçalarından biri olarak kurguladıkları Cumhurbaşkanlığı himayelerindeki Uluslararası ‘Osmanlı Döneminde Kudüs’ Sempozyumu 28-29 Nisan’da İstanbul’da toplanıyor. 12 ülkeden 35 uzman katılımcının yer aldığı toplantıda, İslam medeniyeti ile şekillenen Osmanlı yönetiminin Kudüs’te nasıl bir model ortaya koyduğu ele alınıyor. Ve belki en az bunun kadar önemli bir konu daha; 

Tarihin doğrudan tekrarlanması mümkün değil. Artık Osmanlı Devleti yok. Ancak o yapının üzerine oturtulduğu temeller barışa, huzura imkân veriyordu. Osmanlı’nın hâkim olduğu devirde Kudüs’te yaşayan insanlar, Yahudi, Hristiyan, Müslüman ayırt edilmeden, bütün din, kültür, eğitim ve iş hakları korunarak yaşayabiliyordu. Son yüz yıldır barışın uğramadığı bu topraklar için bugün veya yarın, güneş yine huzur ve güven dolu bir güne doğabilir mi? 

Tarih boyunca insanlığın kalbi, Ortadoğu’nun şah damarı Kudüs’ü Uluslararası ‘Osmanlı Döneminde Kudüs’ Sempozyumu’nun koordinatörü Prof. Dr. Cengiz Tomar ile konuştuk…

TARİHTE KUDÜS…

Kudüs ne demek? Neden herkes için bu kadar önemli?

Kudüs üç İbrahimî dinin, Musevilik, Hristiyanlık ve İslâmın kutsal kabul ettiği yerlerden bir tanesi. İslam’da Mekke ve Medine’den sonra üçüncü harem. Yani Kur’an-ı Kerim’de ismen zikredilen yerlerden bir tanesi. Ki çok az yer adı geçer Kur’an-ı Kerim’de. Ayrıca hadis-i şeriflerde ibadet amacıyla ziyaret edilecek üç yerden biri olarak da geçer. Ama üç dinin aynı anda müntesiplerinin merkezinde olduğu için tarih boyunca bilinen en kutsal yer diyebiliriz. Yine üç dinin rivayetlerinde dünyanın merkezi kabul edilir. Hz. Adem’in yeryüzüne buradan indirildiği, kıyametin buradan kopacağı yönündeki rivayetler çok fazla. Dolayısıyla üç din için mukaddestir Kudüs. 

Üç din için hangi önemli kişi ve olayları bilmemiz gerekir Kudüs dediğimizde?

Yahudiler açısından kutsal mabetleri Beyt-ül Makdis’in yapıldığı yer olması, Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkıp bölgeye gelmesi, Hz. İbrahim’in varlığı, Hz. Davut’un Golyat veya Calut’u burada yenmesi, Hz. İsa’nın bütün hayatının geçtiği bölge olması, Hz. Muhammet’in (s.a.s.) miracını yaptığı yer olması hasebiyle insanlık için kutsal bir yer. Dünyanın en kadim medeniyetleri de Ortadoğu’dadır. Halep gibi, Şam gibi… Kudüs de bunlardan biri. Bunlar kimi dört bin yıllık, kimi altı bin yıllık şehirler. Mesela İstanbul iki bin yıl bile olmadı. Kahire bin iki yüz yıllık bir şehir. Bağdat bin beş yüz yıllık bir şehir. İslam dünyasının merkezlerine baktığınız zaman, İslam öncesini de içine alan çok kadim bir yer olduğunu görürsünüz. Özellikle Hz. İsa’dan öncesini pek takvimlendiremiyoruz. Öncesi çok belirgin değil. Ama tarihsel olarak Hz. İbrahim’den itibaren başlayan bir derinliği var. Bu en azından 4-5 bin yıllık bir tarihe tekabül ediyor. 

Kudüs’ün İslam tarihine dahil olması ne zaman gerçekleşiyor?

İslam tarihi açısından baktığımızda Hz. Peygamberin dünyayı terk edişinden beş yıl sonra 637’de Hz. Ömer tarafından fethediliyor. Tabii Araplar İslam öncesinde de Kudüs’ü biliyor ve kutsal kabul ediyor. Onun için ilk kıble Kudüs. Müşrikler Kâbe’de ibadet ediyor. Müslümanlar da müşriklere değil, ehl-i kitaba uymak için namazı Kudüs’e yönelerek kılıyor. Fethin ardından Hz. Ömer döneminde bir ahşap cami yapılmakla beraber İslam tarihindeki önemli eserler Emeviler zamanında yapılıyor. Şunu da söyleyelim, biz Mescid-i Aksa deyince bir cami veya mescit zannediyoruz. Oysa Mescid-i Aksa dediğimiz yer, o kare şeklindeki alan, o yükseklik. Hz. Ömer geldiğinde orada mescit filan yoktu. Oraya ilk mescidi kurdu. Kubbetüssahra da tek başına Mescid-i Aksa zannediliyor. Mescid-i Aksa, harem bölgesinin tümünün adıdır. EmevilerKubbetüssahra’yı bugünkü şekliyle inşa ediyorlar. Ama Kudüs’ün kutsallığının bu önemine karşın siyasi ve iktisadi bir rolü yok tarihte, Haçlılara kadar. Hiç başkent olmuyor. Ticaret yollarının üzerinde bulunmadığından, ayrıca su ve tarım arazisi az olduğu için şehir büyümüyor, ekonomik olarak da önemi olmuyor. O yüzden hep dini özelliği ile öne çıkan bir şehir. Hatta Emeviler bu dini önemini Mekke’deki isyanlara karşı kullanıyor. Abbasiler de hizmet ediyor ama yine çok ön planda bir şehir değil. Haçlı işgaline kadar.

Haçlıların Kudüs’e yönelmesinin sebebi nedir?

Haçlı seferlerinin siyasi sebepleri var. Avrupa’da o dönemde kıtlık, fakirlik baş gösteriyor. Ama insanları bir şeyi sevk etmek için dini hedef göstermek gerekir. Bu tarih boyunca hep vardır. Bu ekonomik arayışa dini bir sebep olarak da Haçlılar Kudüs’ü gösteriyor. Bugün Deaş’ınDabık’ı kullanmasına benzer bir şekilde… Kudüs onlara göre Müslümanların işgalindeki bir kızıl elma. 1099’dan 1187’ye kadar yaklaşık 88 yıl Haçlı İşgalinde kalıyor böylelikle Kudüs. 

Haçlılar kontrolündeki Kudüs nasıl bir yer?

Haçlılar gelince şehirde oluk oluk kan aktığı söyleniyor. Müslümanları katlediyorlar, kaçabilen kaçıyor. Yahudiler de aynı şekilde öldürülüyor veya kaçıyorlar. Doğu Hristiyanları ise işgalci Haçlıların şehri ele geçirmesi ile ikinci sınıf konumuna düşüyor. Yani Katolik Latinler bırakın Müslümanları, Yahudileri yaşatmayı yerli doğulu Hristiyanları dahi ikinci sınıfa düşürüyorlar. Hristiyanların aralarındaki mezhebi çatışmalar ortaçağda bugünkünden çok daha şiddetli. Doğu-Batı Hristiyanlığı çok farklı. Hristiyanlığın beşiği burası, doğu. Şunu bilmemiz gerekiyor. Hristiyanlık Roma’yı Hristiyanlaştırdı, ama Roma da Hristiyanlığı Romalılaştırdı. O nedenle bugün Avrupa’da gördüğümüz Hristiyanlıkla Ortadoğu Hristiyanlığı çok farklıdır. Bu yüzden Haçlılar döneminde Kudüs, tarihinin en karanlık zamanlarından birini yaşadı. Mescid-İ Aksa yine o dönemde önce ahıra, sonra Haçlıların kalacağı yere dönüştürüldü. 

Haçlılardan sonra kim geldi? 

Önce Türk sultanı Nureddin Zengi büyük çaba gösterdi haçlıları yenmek için, sonra onun komutanlarında Selahattin Eyyubi Haçlıları yenerek Kudüs’ü ele geçirdi. Kudüslülere çok eziyet eden bazı Haçlı şövalye grupları dışında kimseye dokunulmadı, yaşam ve inanç hakları korundu bu dönemde de. Böylelikle Yahudiler ve Hristiyanlar ve Müslümanlar geri döndüler şehirlerine. Bu da aradaki farkı gösteriyor. Tabii Müslümanların bu uygulaması dinlerinin gereği. Savaşmayan insanları, onların mabetlerini korumak İslam hukukunun Müslümanlara verdiği bir görev, sorumluluk. Yani Müslüman iyi bir Müslümansa zaten seçim şansı yok, Yahudileri de Hristiyanları da orada yaşattılar. 

Osmanlı pratiği nasıl işe yaradı? Üç dinin kesişim noktasında olmanın getirdiği sorunlar olmadı mı? Krizler çıkmadı mı?

Kudüs için söyleyecek olursak, krizler daha çok Hristiyan gruplar arasında çıkıyordu. Yani Müslümanlarla Hristiyanlardan ziyade, Hristiyan mezhepleri arasında çekişmeler var. Osmanlı Devleti çok esnek, çok akıllı ve çok gerçekçi bir devletti. Mesela klasik ulemanın dışarıda tuttuğu akımlar din dışı kabul edilebilir. Ama Osmanlı bütün bunların yaşam hakkını tanıyor. Dini hayatlarında özgür bırakıyor. Vergi verip, devleti tanıdıkları müddetçe kendi pratiğinde müdahale etmek diye bir şey yok. Dini ritüellerine, kültürlerine filan hiç dokunmuyor. Hatta kendi aralarından seçtiklerinin yönetici olarak atamalarını yapıyor oraya. 

Devlet uygulamasında seküler (laik) mi Osmanlı?

Hayır. Osmanlı bir İslam devleti. Fakat İslam hukukunun eh-i kitap olarak adlandırdığı Yahudiler ve Hristiyanlara tanıdığı haklar var. Buna Zerdüştleri de İslam hukukunda dahil ediyoruz. Bunların devlete itaati ve vergileri kabul ettikleri müddetçe kültür ve dinlerini sürdürme hakları İslam hukuku tarafından korunmuş. Bir de bizim aşırı mezhepler dediğimiz kısımlar var. Nusayrilik gibi, Dürzilik gibi…Bunlar 12 imam şiası ana grubunun dışında kalır. Aşırı gruplardır. Genel akımın dışındaki din dışı gruplar olarak tanımlanır ulema tarafından. Ama Osmanlı ehl-i kitaba tanıdığı hukuku bunlara da tanır. Ve bu şekilde zaten orada 400 yüz yıl barış içinde kalabiliyor. Önündeki iki seçenekten biri; ya Batılı mantığı ile kolonize edip, sünni Türk haline getireceksiniz. Güçlü bir devlet için bu zor bir şey değildir. Batı bunu yüz yılda yapmıştır, Cezayir’de filan mesela. 400 yüz yıl demek, 10 nesil demektir. Yani yeterince de vakti vardı Osmanlı’nın. Ama Osmanlı Devleti gerçekten İslam hukukuna bağlı bir Müslüman devlettir. O yüzden bunu asla yapmadı. Herkesi kendi kültüründe korudu. Buradan Ermeni meselesine de gelebilirsiniz. Ermeniler Osmanlı’da mille-i sâdıka olarak nasıl yaşadı? 400 yüz yıl hiçbir şey yapmadıkları Ermenileri bir gün aniden akıllarına geldi ve bunları yok edelim mi dedi? Ama kendi devletinin tebası iken, başka işbirlikleri söz konusu olunca sıkıntı doğdu. Devlet isyan eden toplulukları bastırdı. Kültürü veya diniyle ilgili değil bu. Osmanlı hiçbir zaman insanları inanışlarıyla ilgili olarak cezalandırmadı. Balkanları da düşünelim. Boşnakları dışarıda tutun, hepsi kendi dinlerinde kaldı. Tekrar Kudüs’e dönecek olursak, ana akım dışında kalanları da din dışı kabul etmesi gerekir, sünni bir devlet olarak. Ama devlet realitesi var. İnançlarına karışmıyor. Hatta Hristiyan gruplar arasındaki meseleleri de Osmanlı çözüyordu. Mesela Kıyamet Kilisesi’nin anahtarının kimde olacağı meselesi hep tartışma konusu idi. Ortodoks ve Katolik kiliseleri bunun için çatışıyordu. Bu anahtar tarafsız olması bakımından bir Müslüman aileye emanet edildi. Böylelikle iki tarafın da razı olacağı bir çözüm üretilmiş oldu. İşte Osmanlı da kendini öyle kabul ettirmiş ki, Hristiyanlar da aralarındaki anlaşmazlıklarda hakem olarak devlete başvuruyor. Böylelikle Osmanlı vatandaşı olduklarını da kabul ediyorlar. 

Osmanlı devri boyunca süren 400 yüz yıllık huzur ne zaman ve nasıl ortadan kalkıyor peki?

19. yüzyıldaki milletçilik akımlarına kadar bu düzen korunuyor. Sonrasında Avrupalıların, İngilizlerin gelişi, Yahudi göçü, yerleşimleri, azınlıkların kışkırtılmaları o tarihten sonra buradaki düzeni bozuyor. Böylelikle Haçlı hakimiyetinden çıkıp kavuştukları huzur 1917’de bitiyor. O tarihten sonra sadece Müslümanlar değil, ne Hristiyanlar, ne de Yahudiler bir daha böyle rahat bir dönemi yaşayamıyor. İngilizler orada bir manda yönetimi kurdular, başına da bir Yahudi İngiliz atadılar. İsrail’i kuran İngilizlerdir. 

Türk-İslam devletleri mimariyi şekillendirdi

Eyyübi-Memluk dönemi şu açıdan önemli; sünnîrestorasyonu sağladılar. Hem de bugün sadece Kudüs değil, Halep, Şam, Kahire… Buralara giderseniz bunların hepsinin siluetinde Eyyübi-Memluk izlerini göreceksiniz. Şehrin mimarisine damga vurmuştur. Yani nasıl Edirne Osmanlı, Konya Selçuklu’dur. Bu bölgeye gittiğinizde de şehir size diyecek ki, bu bir Eyyübi-Memluk şehridir. Yapılan han, hamam, cami, kervansaraylarla tekrar canlandırılıyor Kudüs böylelikle. Ve Hristiyan hacılar için de ibadetlerini çok rahat yapabildikleri bir yer oluyor ortaçağ boyunca. Ardından Osmanlılar’ın 24 Ağustos 1516’daki Mercidabık Savaşı’ından sonra girdikleri Kudüs 1917’de İngiliz EdmundAllenby’nin gelişine kadar, dört yüz yıl boyunca hakikaten tarihinin en mutlu günlerini yaşıyor. Bu tabii sadece Kudüs için böyle değil. Bütün Osmanlı hakimiyetinin (Osmanlı Barışı da denilen) geri çekildiği coğrafya için, İslam hukukunun verdiği güvenle yaşayan Yahudi ve Hristiyanlar için de geçerli.

Dilimizi öğrenmek zorundalar

Bütün dünyada bu alanda çalışmak isteyen öğrencilere de yol göstermek istiyoruz bu sempozyumla. Bakın bir anımı anlatayım, 2009 yılıydı yanlış hatırlamıyorsam, Şam’da bir Kudüs konferansı verdim Arapça olarak. Osmanlı belgelerinin Kudüs için önemini anlattım. Bana bir soru geldi orada. Bu belgeler sizdeyse neden Arapçaya tercüme edip, bizim istifademize sunmuyorsunuz dediler. Tam da istediğim çok güzel bir pas verdi! Dedim ki; gördüğünüz gibi ben Arapça konuşuyorum. Ben İslam tarihçisiyim ve kaynakların da hepsi Arapça. Ben size gelip, bu Arapça kaynakları niye Türkçeye tercüme etmiyorsunuz dedim mi? Geldim, Arapça öğrendim ve istifade ediyorum. Siz de öğrencilerinizi Türkiye’ye göndereceksiniz, burslar var. Türkçe öğrenecekler ve kaynaklardan istifade edecekler. Türklerin bütün bu belgeleri Arapçaya çevirmesi imkan dışı bir şey. Ve bu sorumluluk sadece bizim üstümüzde değil. 

Biz herkesin hakkını gözettik   

Yahudiler de bugün rahat değil diyorsunuz? Neden?

Çünkü siz şimdi orayı işgal etmişsiniz. Orada sizden başka kim var? Müslümanlar ve Hristiyanlar. Siz onlara haklarını vermediğiniz müddetçe siz de rahat edemezsiniz. Osmanlı neden rahat etti. Çünkü devlet nizamını bozmadıkları müddetçe herkesin hakkını tanıdı. Ama şu anda insanların arazileri gasp ediliyor, dinlerini yaşamaları, eğitim ve iş hakları engelleniyor. Bu sadece Müslümanlar için değil, Hristiyanlar için de geçerli. Hatta duvarlar çevirip ülkelerinde dolaşım hakkını ortadan kaldırıyorsunuz. E böyle olunca Yahudiler de rahat edemez. 

Yapılan eserler şehrin silüetini bozmamış 

Kudüs Eyyubi-Memluk şehirlerinin formundadır dediniz. Osmanlı döneminin bir katkısı oldu mu?

Elbette. İşte medeniyet de böyle bir şey… Osmanlı Şam’ gittiği zaman orada Selimiye Mescidi’ni yapıyor. Planları da Mimar Sinan’ın. Ama oranın malzemesini, oranın sanatını kullanarak… Yani oranın dokusunu bozmadan yapıyor. Kudüs’te de mesela pek çok Osmanlı eseri var. Ama bu eserler Eyyubi-Memluk siluetini bozmadan, ona uygun olarak yapılmıştır. Yerel malzeme kullanılmıştır. Bugün filmlerinde bambaşka tanınan Hürrem Sultan’ın, Kanuni’nin oradaki eserlerini görmek lazım. Bu arada Osmanlının önemli bir politikası; eğitim, sağlık ve sosyal hizmetleri vakıflara bırakmış. Devlet bunlar için merkezden çok para harcamıyor, yerinden yönetimini sağlıyor. 

Osmanlı tecrübesinden ders alınmalı 

Bölgede İngilizler tarafından Yahudi devletinin kurulmasının amacı neydi?

İki şey olduğunu düşünüyorum. Biliyorsunuz Yahudiler Avrupa’da büyük rahatsızlık yaratıyor her zaman. Genelde krizler olduğunda da Yahudilere yükleniliyor. Birincisi onlardan kurtulmak. İkincisi klasik İngiliz politikası; gittiğin yerlerde sorun yarat! Bugün bölgede yaşanan savaşların sebebi de İngilizlerin bu politikasıdır. Bunun benzeri Ruslar’da da var, Nahcivan. Bir yerden çekilirken yönetilebilir olması için sorun bırakıyorlar. Osmanlı’nın yaptığının tam aksine. Osmanlı problemleri çözen bir politika izliyor. Emperyal devletler de sorun üretiyor. Bunun da bir numaralı duayeni İngilizlerdir hakikaten… Hindistan ile Pakistan arasında Keşmir’i bıraktığı gibi, burada da Müslümanlarla Hristiyanlara Yahudi problemini bırakıyor. Ellilere kadar İngiltere eliyle oluyor bu, sonrasında da Amerika. Bu politikalarında ikisi birbirinden çok farklı değildir. Böylece hem istemedikleri Yahudilerden kurtulmuş oldular. Ayrıca ekonomik ve siyasi gücü olan Yahudi lobisine de bakın size devlet verdik demiş oluyorlar. Tıpkı bugün Avrupa’nın PKK’ya verdiği destek gibi. Sevdikleri için mi yapıyorlar? Hayır. Çıkarları bunu gerektiriyor. Böylece bölgeyi etnik ve dini olarak bölerek rahat yönetmiş oluyorlar. Osmanlı yerinde dururken buna güçleri yetmiyordu. Bir de işin bir başka boyutu var. Hem insanları çıkardığınız ayrılıklarla yönetiyorsunuz. Size karşı birleşmeleri mümkün olmuyor. Hem de onlara bu kavgada kullanacakları silahı satıyorsunuz. Ayrıca üretilen yeni silahlar da İslam dünyasında denenmiş oluyor. Dolayısıyla maliyeti düşük karlar elde ediyorlar. Doğrudan savaşmayıp, insanları birbirine kırdırınca bedel de ödenmemiş oluyor. 20’inci yüzyıl tarihini bilmemiz, bu bölgedeki bütün sorunları çözer. 

Osmanlının Kudüs’ü idare tecrübesi bugüne ne kazandırır?

Kudüs’le ilgili elimizde çok fazla işlenmemiş malzeme, vesika var Osmanlı döneminden kalan. Bunlar bize o günün toplumsal hayatına dair önemli veriler sunar. Bizde çok çalışılmadı bu konu. Balkanlar daha çok çalışılmıştır ama Arap dünyasına pek ilgi yok. Arap dünyasında da çalışılmadı. Çünkü Araplar Osmanlı Türkçesi bilmiyor. Birkaç Yahudi çalıştı sadece. Osmanlı’yı yaratmak artık mümkün değil. Tarihte böyle bir şey yok. Ama Kudüs’te Osmanlı tecrübesi önemli, hatta İslam tecrübesi diyebiliriz buna. Çünkü temelinde Medine Vesikası vardır. Şimdi Kudüs’te Haçlılar üzerinden Hristiyan tecrübesini gördük. Bu pek mutluluk getirmedi. Yahudi tecrübesini görüyoruz. O da çok mutlu bir dönem değil. Ama tarihsel tecrübe olarak –bunu Yahudiler de Hristiyanlar da ilim adamları olarak söylerler- en mutlu dönem Osmanlı dönemidir. O tecrübeden istifade edilebilir. O prensipler hep var. Önemli olan uygulamak. Osmanlının reel politiği, esnekliği bunu sağlamış. Sempozyumumuzun amacı da bu zaten. Osmanlı dönemi çalışmalarını teşvik etmek istiyoruz. Çünkü malzeme çok. İkincisi de, ben bugün hala Kudüs’teki arazi problemlerini buradan gönderdiğim belgelerle çözümüne yardımcı oluyorum. En son bundan birkaç sene önce biri Müslüman biri Hristiyan iki vakfın arasındaki anlaşmazlık için buradan bulduğum belgeleri tercüme edip yolladım. O kayıtlarla hukuki problemlerini çözdüler. Yani sadece tarihten bahsetmiyoruz, bugüne de yansıması var.

İslam geleneğinde devlet güvencesi: Emanname

Hz. Ömer Patrik Sophronius’a verdiği emanname ile halkın bütün dini ve sosyal haklarını güvenceye aldıklarını tebliğ ediyor. Bu emanname daha sonraki bütün halifeler tarafından tanınmıştır. Selahaddin Eyyubi’nin emannamesi de Hz. Ömer’inkine dayanır, Kanuni Sultan Süleyman’ınki de, Yavuz Sultan Selim’inki de, Abdülmecid’inki de. Bu temelinde İslam geleneğidir. Çok önemli bir şey, kimseye dokunulmamış. Müslümanlarla aralarında yaşam ve inanç hakları yönünden bir ayrım yoktur, ancak gündelik hayata dair küçük farklılıklar var. Ortaçağ şartları için bu çok önemli bir durumdur

http://www.star.com.tr/pazar/tomar-kuduste-baris-hem-miras-hem-borctur-haber-1212775/