Kudüs’ün, Osmanlı döneminde canlanma ve istikrar yaşadığını ifade eden Halil Tüfekçi “1600’lerin sonuna kadar altın çağ olarak nitelendirilen Osmanlı dönemiyle Kudüs’ün yapılanması paralellik gösteriyor. Son döneminde yıkılma sürecine girdiğinde dahi Kudüs Osmanlı için çok önemliydi” dedi.

ÖZLEM DOĞAN

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı himayelerinde düzenlenen ‘Osmanlı Döneminde Kudüs Uluslararası Sempozyumu’nda Osmanlı’nın üç semavi din için kutsal sayılan Kudüs üzerindeki hâkimiyeti ele alındı. Sempozyumun açılışında konuşan Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Kudüs ve Filistin topraklarının “dünyanın mihenk taşı” olduğunu ifade ederek bu alanda, Osmanlı hâkimiyeti altında kaldığı 4 asır boyunca Osmanlı Barışının sürdüğünü dile getirdi. Kurtulmuş, “Kudüs birtakım acılar içinde kıvranırken, tarihin hiçbir döneminde dünyanın başka yerlerinde insanlar huzur ve rahat içinde yaşıyor olmadılar. Bu anlamda Kudüs bir turnusol kâğıdıdır. Kudüs’te barış olduğu zaman dünyada barış olur” şeklinde konuştu.

 

Tuvallere yansıyan Kudüs

Sempozyumun düzenlendiği kongre merkezinde Ortadoğu coğrafyasının dünyaca ünlü ressamlarının fırçalarından tuvale yansıyan “Tuvalde İz Bırakan Kudüs” adlı sergisinde yer alan eserler büyük ilgi gördü. Suriyeli sanatçı Adnan Alahmad’ın küratörlüğünü üstlendiği resim sergisinde, Kudüs’ü yansıtan resimlerin yanı sıra Filistinli ünlü karikatürist Naci El Ali’nin ‘Hanzala’ figürlü aynalı çalışması serginin en çok ilgi gören eserlerinden biriydi. Ziyaretçiler parmaklıklar ardındaki aynaya yansıyan siluetlerini fotoğrafladılar. Sempozyumun ilk oturumunda Prof. Dr. Feridun Emecan Kudüs’ün fethi ve Osmanlı hâkimiyetini, Muhammed H. Ghosheh Kanuni Sultan Süleyman’ın 1538-1540 tarihlerinde yeniden inşasından önce Kudüs sur ve kapılarını, Halil Tüfekçi ise Osmanlı’nın ilk döneminde Kudüs ve imar projeleri başlıklarını ele aldı.

 

Prof. Dr. Feridun Emecan: 

Yavuz Sultan Selim’in İslam dünyası birliği hayali

Mukaddes Kudüs’e Osmanlı’nın ilgisi muhtemelen devlete dönüşme aşamasında cereyan etmiştir. Yavuz Sultan Selim’in bölge siyaseti farklı bir sembolik değer taşıyor. Yavuz Memlüklerle savaşırken İslam dünyasının tek bir bayrak altında toplanması konusu zihin dünyasında belirmeye başlamıştır. Ayrıca Memlüklere son verip mukadddes yerlerin hamiliğini üstlenmeyi planlamış olmalı. Yavuz’un Şam’dan Kahire üzerine yürürken Filistin bölgesi ve kıyılarını kontrol altına almış olması da dikkat çekicidir. Üç semavi din için önemli olan Kudüs’ün sembolik bir anlamı var. Yavuz’un Mercidabık Savaşı sonrasındaki Kahire Seferi sırasında bu mukaddes şehir Osmanlı idaresine girdi.

 

Kudüs savaşla ele geçmedi

 

Osmanlı Türkleriyle Kudüs’ün tam anlamıyla hemhal olması, Yavuz’un burayı ele geçirmesiyle gündeme geldi. Elimizde Yavuz’un Kudüs ve Gazze’ye yönelik askeri harekâtlarına dair bilgiler çok geniş, takip edebileceğimiz kaynak sayıları az. Yavuz’un yanında bulunan bazı tarihçilerin bilgileri -biri dışında- detaylı değil. Kudüs savaşla ele geçmedi. Osmanlı birlikleri geldiğinde şehir kendiliğinden teslim oldu.

 

Silahşör’ün kaleminden Yavuz Sultan Selim

Yavuz Sultan Selim’in Kudüs’te neler yaptığı konusunda Silahşör adlı tarihçinin verdiği bilgiler çok önemlidir ki padişahın Mescid-i Aksa ve Kubbetüs Sahra’daki ibadetlerinden bahseder. İleri gelen dini liderlerle görüştüğünü ve onlara verdiği hediyeleri anlatır. Osmanlı tarihçileri hâkimiyetin hemen öncesinde Memlük Kudüs’ü hakkında değerli bilgiler vermektedir. Osmanlı’nın Kudüs üzerindeki etkilerini öğrenilmesi için ilk elden bilgi sağlayan kaynaklardır. Kudüs’ün nüfusu 4700 kişilik mevcuttan 17.yüzyılda 14 bine çıkmıştır.

 

Prof. Dr. Muhammed H. Ghosheh:

Kudüs, paha biçilmez bir tarihe sahip

 

Her tarafı surlarla kuşatılmış bir şehir eski Kudüs. Bazı mahalleler sur dışındayken sur içine dâhil olmuştur. Kudüslü aileler, yıkılmış olan surların üzerinde evler kurdular ki bu da şehrin nasıl genişlediğini gösteriyor. Kudüs tarihinde geç Memlük ve erken Osmanlı dönemleri, özellikle 15. ve 16. Yüzyıllar, bir çalışma alanı olarak sayılabilir. Kudüs baş kadısı tarihçi Mücirüddin el-Uleymi tarafından 1494’te yazılan ve belki de Memlükler ve Osmanlılar arasındaki geçiş dönemi hakkında bilgiler veren, İslam Hukuk Mahkemesi Kayıtları açısından da birincil kaynak olarak daha önemli olan Kudüs paha biçilmez bir tarihe sahip.

 

Osmanlı surlara çok önem verdi

Eski Halil kapısı Hristiyan mahallesinin ortasında bulunmaktadır. Surların Selahattin Eyyübi tarafından tekrar yaptırılmasıyla ilgili kitabeler de mevcut. Memlükler sadece doğu surlarını yaptılar ve şehri sursuz bıraktılar. Halil kapısına yakın bir bölgedeki Zahir Bey hanı 1527’de kalenin de yıkılmasına sebep olacağı için yıkıldı. 1965 yılında yapılan restorasyonda kitabeler bulundu. Surların yapımında kullanılan taşların nereden nereye getirildiğinden hangi taş ocağından çıkarıldığına kadar hepsi mahkeme sicili kayıtlarında yazılı. Kanuni’nin emriyle yapılan surların kitabeleri de mevcut. Ve bu çalışmalar günümüzde yerli yerinde duruyor. Osmanlı döneminde surlara çok önem verilmiştir.

 

Halil Tüfekçi:

Sultan sarnıçları

Kudüs dini bakımdan kutsal olduğu için Osmanlı, bölgede güvenliği artırıp yaşam standardını yükseltmeye çalıştı. Bu yüzden surların varlığına önem verilmiştir. Surlar şu anda gördüğümüz gibi tekrar yapılandırıldı ve günümüze kadar ayakta kaldı. Kudüs’te surların haricinde başka Osmanlı yapıları da mevcut. Ayrıca farklı çağlara ait yapılar da var. Hamamlar Osmanlı mimarisinin bir parçasıydı. Su konusunda fakir olan Kudüs’e su 70 kilometre öteden taşındı ve Kanuni’ye ithafen ‘sultan sarnıçları’ olarak adlandırıldı. Bu çalışmalar Kudüs’ü tekrar ekonomik olarak hareketlendirmek için bir hamleydi.

 

Osmanlı’yla birlikte gelen ekonomik canlanma

Surların dışına sebzeler, etrafına da üzüm, kayısı ve narenciye ekiliyordu. Bazı bahçeler Memlüklere, bir kısmı da Osmanlı’ya aitti. Özellikle yeni ekilen ekinler Osmanlı dönemine ait. Ekonomik olarak gelişen Kudüs’te yağcılık, sabunculuk, değirmencilik ve ketencilik ve silah üretimi başladı. Zeytin sıkma yani yağcıılık sistemi ise hâlâ devam ediyor. 

 

Osmanlı Kudüs’ten hiç vazgeçmedi

Osmanlı ekonomik her eylemi destekliyordu. Kudüs, Osmanlı döneminde canlanma ve istikrar yaşadı. Günlük yaşamla ilgili Osmanlılar bölgeye çok ciddi katkılarda bulundu. O dönemde hanlar çok önemliydi ve Osmanlı ekonomiyi canlandırmak için hanlar inşa etti. 1600’lerin sonuna kadar altın çağ olarak nitelendirilen Osmanlı dönemiyle Kudüs’ün yapılanması paralellik gösteriyor. Son döneminde yıkılma sürecine girdiğinde dahi  Osmanlı için çok önemliydi

Dr. Mustafa Öksüz:

Yavuz’un din adamlarına fermanı

Yavuz Sultan Selim 29 Aralık 1516’da Kudüs’e gelerek şehirde bulunan ahaliye Hristiyan din adamlarına mevcut haklarını muhafaza eden fermanlar bahşetmişti. Yeni bir dönemin başlangıcı sayılan bu ziyaret ve sonrasındaki gelişmeler, Memlük Devleti’nin son zamanlarında çeşitli sıkıntılar yaşayan bölge ahalisinin hayatlarında farklı bir sayfa açılmasını sağlamıştır.

 

Doç. Dr. Yasemin Avcı-Arş. Gör. Ömür Yazıcı Özdemir:

Osmanlı’nın ‘kadimden olagelene aykırı iş yapılmaması’ ilkesi

Tarih boyunca toplumlar arası çatışmalara neden olan kutsalın paylaşımı sorunu ele alındığında Kudüs’teki Kamame Kilisesi çok net ve çarpıcı bir örnektir. Hristiyanlıkta inanç evreninin merkezi olan bu ibadetgâh bir taraftan Hristiyan cemaatleri bir araya getirirken, diğer taraftan da yüzyıllar boyunca aynı mezhebe inanan gruplar arasında şiddetli çatışmalara yol açmıştır. Osmanlı Devleti bu çatışmaları İslami gelenek doğrultusunda yönetilmiştir. Osmanlı gelenekçiliğini formalize eden ‘kadimden olagelene aykırı iş yapılmaması’ ilkesiyle çözülmeye çalışılmıştır.

 

Dr. Lora A. Gerd:

Rusya’nın Kudüs politikası

19.yüzyıl sonu ve 20.yüzyıl başlarında diğer büyük güçlerin yanı sıra Rusya da Yakın Doğu’ya nüfuz etmekteydi. Kudüs, bu jeopolitik saldırıların kilit noktalarından biriydi. Diğer batılı güçlerin aksine Rusya, yerel Hristiyanlarla paylaşılan ve Ortodoks inancına dayanan, her şeyden önce dini bir etkiye sahipti. Kutsal Sinod yazıları ve savcılık ofisi yazıları, Rus kilisesinin Kudüs Patriği ile resmi temaslarının yanı sıra diplomatlar ve din adamları tarafından yazılan gizli notlar, Kudüs’teki Rus temsilcilerine gönderilen raporlar ve talimatlar, Yunan ve Arap din adamları hakkındaki görüşler, Rus bağışlarının dağıtımı hakkındaki bilgileri de gözler önüne sermektedir.

 

Esra Evsen:

Kudüs bir ilim merkeziydi

Kudüs Müslümanlar için kutsal bir şehir olmanın ötesinde İslam idaresi altında olduğu her dönemde ayı zamanda bir ilim merkezi olmuş, çok sayıda medreseler kurulmuş, İslam dünyasının her köşesinden âlimler buraya gelip bir süre mücavir olarak tedris ve telifle meşgul olmuşlardır. Kudüs’te medreseler sadece eğitim öğretim faaliy9tlerinin yapıldığı kurumlar değil, talebe hocaların barındığı mekânları, camileri, kimi zaman kütüphaneleriyle şehrin dini ve sosyal hayatında önemli bir yere sahip olan daha geniş çaplı müesseselerdi.

 

Yrd. Doç. Dr. Hasan Hüseyin Güneş:

İslami kimliğin göstergesi medreseler

İslam tarihinde önem arz eden bir şehir olması hasebiyle Kudüs, Müslüman devlet yöneticilerinin teveccühüne mazhar olmuştur. Yönetim kademesinden, ulemadan ve toplumun çeşitli kesimlerinden insanların kurduğu müesseselerle, şehrin İslami kimliği kurumsallaşmıştır. Söz konusu kimliğin önde gelenlerinden biri de medreselerdir. Sayıları kırı bulan medreseler, Kudüs’te birlik içerisindeydi.

Kaynak: http://m.milatgazetesi.com/yikilma-surecinde-bile-osmanli-kudus-ten-vazgecmedi-haber-112581