29-30 Nisan tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı himayesinde ‘Osmanlı Döneminde Kudüs’ konulu sempozyum İstanbul’da düzenlenecek. Kutsal kentin tarihi, sosyal ve siyasal yapısının bilinmeyen yönlerinin anlatılacağı sempozyumun koordinatörü Prof. Cengiz Tomar, Karar’a konuştu. Tomar 4 asırlık Osmanlı hakimiyetinin Kudüs’e en büyük mirasının barış ve birlik içinde yaşama tecrübesi olduğunu söyledi.

IŞIL ÇALIŞKAN

İslam, Musevilik ve Hristiyan dünyanın en eski şehri Kudüs, Osmanlı himayesine girişinin 500’üncü yılında bir sempozyumla anlatılacak. ‘Osmanlı Döneminde Kudüs’ başlıklı sempozyum Kudüs’ün bilinmeyenlerine ışık tutacak. Uluslararası Sempozyum Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Kudüs Platformu, Marmara Üniversitesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde 29-30 Nisan tarihlerinde düzenlenecek. Toplantılarda Osmanlıların Kudüs’e hizmetleri, Kudüs’te Osmanlı idaresi, Üç dinin birlikte yaşam tecrübesi, Vakıflar, eğitim kurumları gibi pek çok konuya değinilecek. 12 farklı ülkeden 35 Kudüs uzmanı toplantıya katılacak. 400 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan şehrin tarihi, sosyal ve siyasi yapısı, uzmanlar tarafından masaya yatırılacak. Sempozyum koordinatörü, Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Tomar ile kadim kentin tarihine ilişkin bilinmeyenleri konuştuk.

Osmanlı’nın Kudüs’e bıraktığı en büyük miras nedir?

Aslında surları, külliyeleri, camileri, medreseleri yani maddi unsurları ve yapıları bir tarafa bırakacak olursak en önemli miras Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanların barış içinde birlikte yaşama tecrübesi. Çünkü Kudüs Müslümanların fethinden sonra 88 yıllık Haçlı yönetimini istisna edecek olursak yaklaşık 13 asır Müslümanların elinde kalıyor. 1099-1187 arasındaki Haçlı döneminde Müslümanlar, Yahudiler ve yerli Hristiyanlar katliama uğruyor. Ama Osmanlılar yüzyıllarca barış içinde üç dini bir arada yaşatmış. Günümüzde bırakın dinler arasındaki problemleri mezhepler arasında sorun yaşanıyor. Tarihi birebir inşa edemeyiz ama günümüz için bize ilham verir diye düşünüyorum.

Birliktelik nasıl sağlanmış?

Osmanlı İmparatorluğu vatandaştan iki temel şey bekliyor. Birincisi devlete itaat, ikincisi vergi. Bunlar yapıldığı müddetçe din ve mezhep problem olmuyor. İslam Hukuku zaten Hristiyanlara ve Yahudilere yaşama hakkı tanıyor. Dinlerini yaşamalarına, dillerini konuşmalarına müdahale etmiyor. O bölgelere yerel yöneticiler atıyor. Günümüz ulus devletlerinden farklı olarak, din ve kültürel anlamda herhangi bir baskı yapmıyor.

Şuan bu birliktelik neden sağlanamıyor?

Yahudilerin adil davranmadıkları ortada. İnsanların yerlerinden yurtlarından ediyorlar, Filistinliler kendi şehirlerine örülen duvarlar nedeniyle mahallelerine giremiyor. Mescid-i Aksa’ya yapılan tecavüzler düşünüldüğünde adil bir yönetim olduğunu söyleyemeyiz. Adil yönetim olmadığı için birliktelik sağlanamıyor.

Ortak kutsallıklar kültür ve sanata nasıl yansıdı?

Ortak kutsallığı şöyle anlatayım. Tabii İslam Tarihi’nden bakıldığında Emeviler döneminden Kubbet-üs-Sahra var. Onun dışında fazla şey yok. Esas olarak Eyyübi, Memlük ve Osmanlı yapıları görüyoruz. Kudüs’te Türk yönetimi ilk Osmanlı’yla başlamadı. Hakim olan ilk Türkler Selçuklular. Bin yıldan fazla bir Türk yönetimi söz konusu. Bizans ve Hıristiyan mimarisi ile Emevi, Abbasi, Selçuklu, Eyyubi, memlük ve Osmanlı yapılarıyla bir Türk-İslam mimarisi var. Osmanlılar yapıları yerel özelliklere göre inşa ediyor. Mavi çinileri, ince kılıç gibi minareleri gördüğünüz zaman Osmanlı’nın yapısı olduğunu anlıyorsunuz. Tabi Hıristiyanlığın da önemli etkisi var. Her türlü mimariden örnekler görüyoruz.

Mimari, ağırlıklı hangi medeniyetlerin izlerini taşıyor?

Kudüs çok eski bir şehir, kadim bir gelenek var. Çok eski dönemlerden etkileri gözlemlemek mümkün değil ama gözlemlediğimiz etki İslam dünyası açısından baktığımızda Emevi, Abbasi, Selçuklu, Eyyübi, Memlük ve Osmanlı diye gidiyor. Arap dünyasının da kendine göre bir mimari stili var. Onu da orada görüyorsunuz.

Kudüs’ü kültür, sanat, tarih yönüyle öne çıkaracak en önemli yapıları neler?

İslam tarihi açısından söylemek gerekirse Kudüs tarih boyunca siyasi açıdan değil de bir din ve kültür merkezi olarak öne çıktı. Bunun temel sebebi, kervan yolları, ticaret yolları üzerinde olmaması, suyunun az olması nedeniyle hiç bir zaman Şam, Bağdat, Kahire, İstanbul, Trablusşam gibi büyükşehir olmadı. Kültür sanat yapıları açısından ise çok zengin. Önemli yerlerden bahsedecek olursak: Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra Müslümanlar açısından önemli. Hz. Peygamberimizin Miraca çıktığına inanılan yer. Ayet ve hadislerde zikredilen bir harem bölgesi. Müslümanların ilk kıblesi. Yine İslamiyet öncesinde diğer peygamberlerin inzivaya çekildiği yer. Hz. İbrahim, Hz. Süleyman, Hz. Davud, Hz. Musa ve Hz. İsa gibi pek çok peygamberin diyarı.

İSRAİL ‘HAREM BÖLGESİ’NDE KAZI YAPIYOR

‘Batı Duvarı’nı bu kadar özgü yapan şey nedir?

Museviler tarafından Süleyman mabedinin kalıntıları olarak Kabul ediliyor. O mabed pek çok defa yıkılıyor. İlk mabedle tarihi olarak bir bağlantısı yok. Şu an o kalıntılar orijinal olmamakla birlikte en orijinal kısmının o olduğunu düşünüyorlar. ‘Ağlama duvarı’ adını veriyorlar. Biz ise ‘Burak’ duvarı diyoruz. Mabedi yeniden inşa etmek istiyorlar. Ama temel problem oranın Müslümanlar için harem bölgesi olması. Zaten mabedin temellerini bulmak için kazılar yapılıyor şu anda.

TARİHİ YAPILAR TAPU SENEDİ

Vermek istediğiniz mesaj nedir?

Kudüs’ün Müslüman kimliğini ortaya koyarak oradaki bin 300 yıllık tecrübeyi aktarıyoruz. Şehrin kültürel, dini ve tarihi kimliğini ortaya çıkarmak istiyoruz. Oradaki yapılar ortadan kaybolursa hakimiyetimizi kanıtlayabileceğimiz bir şey kalmaz. Şehrin Müslümanlara ait olduğunun kanıtı bu yapıların temelleri.  Amacımız bu temelleri ortaya çıkarıp yapıları korumak. Siyaset ondan sonra geliyor. Çünkü bir yerin size ait olduğunu iddia edebilmeniz için orada tapu senetleriniz olması gerekir. Tapu senetleri de tarihi yapılardır.

Kaynak: http://www.karar.com/guncel-haberler/osmanlinin-mirasi-ortak-yasam-tecrubesi-459187#